Sign up with your email address to be the first to know about new products, VIP offers, blog features & more.

Edebiyat İncelemeleri: Charles Dickens | Mehmet Rauf

Edebiyat İncelemeleri*

 

Charles Dickens

 

On dokuzuncu asırda, İngiliz edebiyatında küçüklü büyüklü bini aşkın hikâye yazarı ortaya çıkmıştır. Bu kadar yazar arasında en fazla saygı gören ve sevileni, David Copperfield1 sahibi Charles Dickens’tır.

Dickens’ın ulaşmış olduğu itibar ve gösterilen sevgi için, onun hayat hikâyesini yazan dostu Forster’in2 bir kaydını zikretmek yeterlidir. Hikâye yazarının vefatından sonra on iki sene boyunca 4.239.000 adet kitabı satıldığı hesap edilmiştir. Bu hesaba göre, günde bin kitabının satıldığı ortaya çıkar ki zannederim başka hiçbir milletin hiçbir yazarına –yaşamı içerisinde, kitaplarının yeni baskısı zamanında değil- vefatından sonra, on iki sene her gün bin kitabının satıldığını görmek nasip olmamıştır.

Kendisi 1812 yılında doğdu. Çocukluğu sefalet içinde geçti. Babası deniz kuvvetleri donanmasının veznesinde bir kâtipti. Dickens’la beraber sekiz çocuğu olduğundan aile sıkıntılar içinde yaşamını geçiriyordu. İşte bu çocukluk hayatının acılıklarını yazar sonradan David Copperfield romanında uzun uzun betimlemiştir.

On yaşına geldiği vakit, onu bir okula gönderirler. Burada iki sene bulundu, sonra bir avukatın yanında biraz vakit geçirdi fakat gazete muhabiri olmayı tercih ettiğinden birçok zorluk ve zahmetten sonra, kendisinin rivayeti ve başkalarının teminine bakılarak “mevcut muhabirlerin en hızlısı ve en iyisi” diye tanınmayı başarmıştır.

Böylece içinde bulunduğu gazetecilikten edebiyata geçmek güç bir şey değildi. O da bu hevesle bir takım makaleler yazmaya başladı ve bunlarla başarı kazandığını görünce, devam etti. Bunlar biraz çiğ (toyca) olmakla beraber yazarın dehası hakkında parlak sözleri bulundurmaktadır. Dickens sonradan romanlarında betimlediği insan doğasının ilk çizgileri bu makalelerde pek fazla görülür.

Dickens’ın şöhreti pek hızlı oldu. Bunu anlatmak için yalnız şunu söylemek yeterlidir ki, ilk eserinin yayın hakkını 150 liraya sattığı halde bir sene sonra iki bin lira vererek geri almaya mecbur kaldı.

Çünkü eserlerinde çalışma gayesi, insan doğasında hatta en çirkin ve adi şekiller altında bile var olan hakikati, iyiliği ve sevimliliği göstermek olmuştur. Eserlerini kibar adamlara mahsus süheyl (parlak) ve doğal bir üslup ile yazmıştır. Üslubunda işlenmiş zarafetten hoşlanmaz, yazılarında dil bilgisine çok önem vermezdi. Esasen kelimelere kuvvetle sahip olduğu gibi bir cümle tasviriyle bir tabiatı şekillendirme ve resmetme hususunda büyük bir sıcaklığa sahipti. Bir kural olarak hikâyelerinde edebiyatın üstünlük vasıflarından çok yaratılışların tasvirine ve onların üzerine savaş ilan etmiş toplumsal hatalara daha fazla önem verirdi.

Dickens’ın mizah zarafetinde her ne kadar karikatür garip derecede fazla ise de, zararsız ve saftır.

Onun başarısı betimlediği hayatı gayet iyi tanımasından ileri gelir. Hafızası gayet kuvvetli, inceleme kuvveti gayet sağlam olduğundan; daha çocukluğunda, büyüdüğü vakit işine yarayan bilgileri toplamıştı. İnceleme kuvveti ise özellikle insanlar hakkında kılı kırk yararcasına çalışmasında idi. Henüz çocuk iken insanlar hakkındaki hükümlerinde isabet göstermiştir. Bir kere gördüğünü hiç unutmadığı gibi edebiyatta hüner denilen şey ise; incelemelerini güzel bir tertip ile düzenlemek olduğundan, Dickens gördüğü ve hafızasında bulundurduğu şeylere hiçbir şey ilave etmeseydi bile bugün yine büyük bir yazar olurdu.

Hâlbuki o öyle şeyler ilave edebilirdi ki, böylece insanlığı bütün çehreleriyle bütün safhalarıyla nakış gibi işlemiş ve resmetmiş olurdu. Gördüğü olaylar, işittiği sözler; onun hayal gücü için sadece birer malzeme idi. Dickens bunları gayet kıvılcım saçan bir mizah ile donatıyordu. Böylece tasvir ettiği insan yaratılışları emsalsiz ve ebedidir. O her şeyden evvel bir karikatürcü idi. Bunun için tasvir ettiği bu yaratılışlarda özellikle karikatür üstündür.

Romanlarında en önemsiz olayların esaslarını bile karikatüre ait tavırları veya sözleriyle tespit için çalışır. Mesela David Copperfield’da David’in halası Miss Trotwood, Micawber gibi tasvirler, bir İngiliz eleştirmeninin dediği üslup ile yirmi kitabı ayakta tutacak kadar metindir (önemli bir metindir).

İnsanlarda David Copperfield yazarı kadar gülüş ve onun kadar gözyaşı meydana getirmiş pek az yazar vardır. Eserleri insana her sayfasında ya ağlatır ya güldürür; daha doğrusu hem ağlatır hem güldürür. Naklettiği vakanın -her ne kadar bir hikâye ise de- cidden hakikat olduğu malum olsaydı; şüphesiz bu yaşlar (gözyaşları) daha az serbest olarak cereyan etmezdi. Dickens’ın eserlerindeki en kederli olaylardan bazısı ise kendi hayatından yazılmıştır.

Mesela David Copperfield’da yazar bizzat kendi çocukluk hayatının sıkıntılarını ve musibetlerini nakletmişti: Belki de bu sebepten ileri gelir ki; dehasından doğmuş eserler arasında en çok yücelttiği David Copperfield; ve şüphesiz hikâyeleri arasında en güzel olan yine David Copperfield’dir.

Dickens kendisi diyor ki:

“Eserlerim arasında en çok bu eseri severim. Hayalimin ortaya çıkardığı bütün çocuklarımı son derece sevdiğim pek doğrudur ve ben bunları hakikaten hiçbir babanın çocuğunu sevmediği derecede severdim; fakat birçok babalar gibi ben de kalbimin en derin bir köşesinde, bir tanesini yüceltirim. Bunun ismi ise David Copperfield’dir”

On dokuzuncu asrın en büyük hikâye yazarlarından biri ve Dickens’in çağdaşı olan bir yazar da3 diyor ki:

“David Copperfield yazarının çocuklarıma verdiği tatlı sayfaları; masum kahkahaları; leziz gözyaşları için Dickens’a pek çok minnettarım.”

Okurken insanı tahrik ederek ve heyecanlandırarak hem güldüren hem ağlatan eserleri için bütün insaniyet Dickens’a minnettardır. Eserleri; hemen her lisana tercüme edilmiştir. Yalnız ne kadar üzücüdür ki, bizde takdir olunmuyor.

David Copperfield gayet ciddi, gayet ağır bir roman olmadığı için etraflıca düşünmeyi gerektirme tehlikesi mevcut değildir; öyle olmakla beraber bizde tefrika okuyucularının hayran olduğu ve saygı değer kabul ettiği eserlerin en adi cinayet romanları olduğunu düşünecek olursak, bu beğeni yoksunluğunda şaşılacak bir şey yoktur.

Bu yalnız bir beğeni yoksunluğuyla kalsa yine söylenecek bir şey bulunmaz. Hâlbuki okuyucularımız beğenmekle kalmıyorlar, en adi bir cinayet romanıyla kıyaslamaya David Copperfield’ı mahkûm ediyorlar. Ve karşılıklı konuşmada değil, gazete yönetimine yazılan bir mektupta… Bu kıyaslamada o adi cinayet romanı “en güzel eser” David Copperfield ise “en aşağılık eser” oluyor.

Kendi ediplerimizin hatta lisanını bilmedikleri ideallerine karşı haydi gözlerimizi yumalım; fakat boş kafacıklarımız için pek geniş ve pek yeni olan böyle muhteşem eserlere tecavüz edildiğini görürsek bu küstahlığı tecavüz etmek olmaz mı?

Nasıl David Copperfield Fransızcaya tercüme edilmiş; Fransızlar onu zevk ve lezzetle anlayarak okumuşlar; Almancaya, Rusçaya, İtalyancaya, İspanyolcaya hatta Romenceye tercüme edilmiş; her yerde zevk ve lezzetle okunmuş… Şimdi Türkçeye tercüme ediliyor ve “Güzel Prenses4” romanı en güzel eser olmak üzere yücelten okurlar beğenmiyor…

İngiliz eleştirmenleri onu: “İngiliz edebiyatının mühim eserlerinden biri.” diye nitelendirerek İngiliz lisanı daim oldukça ebediyen baki kalacak bir pırlanta olduğunu ilan ediyorlar; Sonra hikâye olarak gümüş çekmeceye hayran kalmış bir okurcuk onu beğenmiyor ve bunu yüksek sesle ilan ederek ötekine nazaran adi olduğunu söylüyor.

İtiraf edelim ki biz henüz ancak Güzel Prenses gibi romanlara layık adamlarız.

Mehmet Rauf

 

 

*Mehmet Rauf’un kaleme aldığı Charles Dickens incelemesi, Şehbal dergisinin, 1 Nisan 1911’de yayımlanan 94. sayısının, 422 sayfasında yer almaktadır. Yazının özgün haline yahut dergiye göz atmak isteyenler dergiye buradan ulaşabilirler.

1 Charles Dickens’ın 1849 yılında tefrika olarak yayımladığı, en otobiyografik eseri sayılabilecek romanı.

2 John Forster: İngiliz tarihçi ve biyografici. Yakın dostu Charles Dickens ile beraber kariyerine başladı. Ardından Dickens’ın yaşamını anlattığı Life of Dickens adlı biyografik bir eser yazdı.

3 Metinin özgün halinde burada yabancı bir şahısın ismi yer almakta. Maalesef tüm araştırmalarımıza ve çabalarımıza rağmen bu ismi Osmanlıca olmasından ötürü okuyamadık. Okurlarımızdan özür diliyor ve eğer okuyabilen birileri olursa da bize iletmesini buna istinaden ilgili yerde düzeltme yapacağımızı söylemek istiyoruz.

“Güzel Prenses”, “Saray Entrikaları” adı ile 1911 de yayımlanmış Mehmet Rauf’un deyimi ile adi olan dönemin popüler romanı.

Önemli Not: Bu metinin özgün hali Osmanlıcadır. Okuduğunuz metin Latin alfabesine çevrilmiş ve anlam olarak da günümüz Türkçesine uyarlanmıştır. Biz çevirenler olarak metindeki çevirinin kusursuz olduğunu söyleyemeyiz. Fakat çeviriyi yaparken titiz, aslına sadık ve araştırmacı olmaya çalıştık. Fark etmeden yaptığımız tüm hatalar için okurdan af diliyoruz. Hatalarımızı düzeltecek kimselere açığız….

Çevirenler ve Hazırlayanlar: Fatma Begüm Dalga – Hakan Koç

share

No Comments Yet.

What do you think?

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: