İki Farklı Okurdan Kitap Tavsiyeleri

HAKAN: Karavandaki Adam Ailesi olarak uzun zamandır yaptığımız videolara ”Kütüphanenizi tanıtır mısınız?” ya da ”Kitap önerilerinde bulunur musunuz?” şeklinde yorumlar aldık ve en nihayetinde bu yorumlara cevap verebilmek adına bir kitap önerisi videosu yapmanın iyi olabileceğini düşündük.

EREN: Evet. Yani, ”İki Farklı Okurdan Kitap Önerileri” dememizin sebebi de şu; Hakan’la bizim okumalarımız birbirinden bazı yerlerde farklılık gösterebiliyor ve biz bu farklılıkların zenginlik olduğunu düşünüyoruz. Bu yüzden ikimizin de okumuş olduğu kitaplardan derlediğimiz yirmi tane kitabı sizlerle paylaşmak için böyle bir video çektik.

HAKAN: İstersen, müsaadenle ben başlıyorum ilk kitaptan. İlk kitabımız oldukça bilinir birisinden gelecek. Dostoyevski’nin ”Beyaz Geceler”i Beyaz Geceler, dört geceden oluşan bir hikayeyi anlatıyor. Bu hikayede başkahramanımız, oldukça büyük bir hayalperest ve başından çok ilginç bir şey geçiyor çünkü çok hoş bir hanımefendiyle tanışıyor. Sanki bir rüya yaşarmışçasına yaşadığı bu dört gecede başına birçok şey geliyor. Dostoyevski’ye giriş için bence çok güzel bir hikaye Beyaz Geceler. Benim de çok beğendiğim ve beni çok etkilemiş olan bir kitap.

EREN: Harika. Benim kitabıma gelecek olursak, benim kitabım da Hasan Ali Toptaş’tan gelecek arkadaşlar: ”Gölgesizler” kitabı. Kitabın konusu kısaca şöyle denilebilir; bir köyde kaybolan insanlar var ve bu insanların kayboluşunu araştıran başka insanlar var ve bu araştırma sırasında, aslında o diğer insanlar da kayboluyorlar ve neticede bir kayboluş ve geri gelmeyiş söz konusu bu köyde. Hasan Ali Toptaş burada gerçekten okura farklı bir dünyanın kapısını aralıyor. Ben okuduğumda etkilenmiştim. Çok da fazla üzerinde durmak istemiyorum. Gönül rahatlığıyla okunabilecek, edebiyat noktasında, estetik kaygı noktasında size haz verebilecek kitaplardan bir tanesi diyebilirim.

HAKAN: İlginç bir konusu var. Benim bir sonraki tercihim: Dorian Gray’in Portresi.

HAKAN VE EREN: ”Yaşamanın amacı kişinin kendini geliştirmesidir.”

HAKAN: Karavandaki Kütüphane’de -eski izleyicilerimiz anımsar- Dorian Gray’in bir inceleme videosunu yapmıştık. Hatta güzel olmuştu. Bu bahsettiğimiz söz de romanın çok ilginç bir karakteri olan Lord Henry tarafından söylenmiş bir aforizma, bir cümleydi. Dorian Gray hakkında çok fazla bir şey söylemeyeceğim çünkü en nihayetinde çok geniş kapsamlı diybileceğimiz bir videosunu yapmıştık. İsterseniz sağ veya sol tarafta çıkan karta tıklayarak Dorian Gray’in videosunu izleyebilirsiniz.

EREN: Harika. Benim diğer kitabım: William Golding’in Sineklerin Tanrısı kitabı olacak. Sineklerin Tanrısı kitabında da kısaca şöyle söyleyelim; on-on iki yaşındaki çocuklar, gelecekteki atom savaşından kurtulabilmek için ya da onları bu savaştan koruyabilmek adına bir uçağa bindiriyorlar ve bu uçak düşmanlar tarafından indiriliyor. Yani bir patlama gerçekleşiyor uçakta ve çocuklar Mercan adasına düşüyorlar ve bu düşme neticesinde, aslında o masum çocukların bütün etik formlardan uzak kaldıktan sonra nelere dönüşebileceği noktasında William Golding inanılmaz bir eser yaratıyor. Şiddetle tavsiye ettiğim kitaplardan bir tanesidir.

HAKAN: Çok ilginç bir kurgusu var. Karavandaki Kütüphane’de gelecek dönemde anlatabiliriz diye düşünüyorum. ”Bozkırkurdu”. Bu da ilginç bir kitap. Bir bireyin yaşadığı toplumda kendini nasıl yalnız hissettiği ve tüm sıradanlıklara karşı nasıl yabancılaştığını, yalnızlığını tıpkı bir bozkır kurduna benzetmesi anlatılıyor. Bu yönde toplum içinde yalnızlaşan bireyin portresi çok güzel çiziliyor. Hatta romanın sonlarında çok mistik bir hava da alıyor. Bilinmez, okuyucuyu zorlayan bir hal alsa da, en nihayetinde yalnızlık çeken bireyler için ”Bozkırkurdu” fevkalade bir öneri diyebilirim.

EREN: Harika. Benim diğer kitabım, Hakan; Ahmet Hamdi Tanpınar, ”Saatleri Ayarlama Enstitüsü” Ahmet Hamdi Tanpınar, bilhassa edebiyat öğrencilerinin son derece dikkatini cezbeden bir kitaptır. Edebiyat tarihmizdeki yeri gerçekten yadsınamaz derecede büyük bir isimdir, Ahmet Hamdi Tanpınar ve bu kitabında da o dönemin yazarlarının genel olarak yaptığı şeyi Ahmet Hamdi de yapmıştır; değişen kültür dairemiz, değişen geleneksel dairemizin Türk insanı üzerinde ne gibi bir etkisi olduğunu araştıran bir kitaptır. Bu yönüyle okumaya son derece değer bir kitaptır. Bunu da yine tavsiye edebilirim değerli okuyuculara.

HAKAN: Evet. Yeni bir seri başlatacağız yakında. ”Videosu gelmedi mi?” diye kızıyorlar çünkü birazcık uğraşıyoruz. Arada ”Corto Maltese” ve şimdi hemen sonra gelecek birkaç videomuz daha var. Onlardan sonra Kötülüğün Portresi’nin ilk videosunu da çıkartacağımızı düşünüyoruz. Hatta bu videoyu izleyenler için bir ipucu çıkartalım. Kötülüğün Portresi’nin ilk karakteri Uğultulu Tepeler’den gelecek. Uğultulu Tepeler, çok kasvetli bir roman. Nasıl kasvetli bir roman? Okuyucu sıkan anlamda mı? Hayır. Sürekli olarak okuyucu üzerinde gerilimi hissedilen bir yapıya sahip. ”Uğultulu Tepeler” aslında bir eve verilen isim. Bir tepe var ve bu tepe uğultulu diyebileceğimiz -hatırladığım kadarıyla- fazlasıyla rüzgarlı bir yer. Burada yaşanan, ailelerin, insanların buradan geçişi ve yazgısı anlatılıyor. Burada karşımıza çok ilginç bir kötü karakter çıkıyor. Bu kötü karakterin ayrıntıları için Kötülüğün Portresini beklemenizi öneriyorum.

EREN: Ben de merakla bekliyorum.

HAKAN: Ben de.

EREN: Benim diğer kitabım Dostoyevski’den gelecek. Aslında her birimizin bilmiş olduğu o Yeraltından Notlar kitabından bahsediyorum. Dostoyevski bu kitapta şunu yapmıştır; bir insanın, toplumdan uzaklaşmış birçok şeyden uzaklaşmış bir insanın kendisiyle olan çatışması, kendi iç muhasebesini konu almış. Bunu tabi iki bölümden ele almış Dostoyevski. İlk bölüm ”Yeraltı”, ikinci bölüm ”Sulu Sepken” olarak geçiyor. Dostoyevski’nin nasıl bir yazar olacağına dair son derece ciddi ipuçları taşıyan bir kitaptır. Yani ilk kitaplarından bir tanesidir denilebilir Yeraltından Notlar ama birçok yazarı etkileyen kitapların başında geliyor. Albert Camus bunlardan bir tanesi.

HAKAN: Şimdi, sarsıcı dedik, etkileyici dedik; beni çok etkilemiş bir kitap var. Yani o zamana kadar, o kitabı okuyana kadar olan okuma alışkanlıklarım içerisinde, okumaya bakış açım içerisinde bir balyoz etkisi yaratarak kafama inen ve ”Ya, roman başka bir şeymiş. Yani nasıl bir dili varmış?” -özellikle çevirmenin de etkisiyle… Ses ve Öfke’yi göstereceğim sizlere. Çok zor… okuması zor, bunu itiraf edeyim. Beni zorlamıştı çünkü dili çok farklıydı, anlama eşikleri çok farklıydı ama fevkalade bir romandı. Amerika’da bir ailenin yıkılışını, dağılışını anlatıyor ve bu ailenin içerisindeki karakterler çok ilginç motifler. Özellikle dilinin farklılığıyla biz, öylesine bir kapıya açılırız ki bu bizi gerçekten okuyucu olarak hiç görmediğimiz bir roman algısına iter.

EREN: Benim diğer kitabıma geçecek olursak, arkadaşlar; Cengiz Aytmatov’un Gün Olur Asra Bedel kitabı. Kitabımızda bizim Yedigey karakterimiz, çok sevdiği, yıllardır ona ahbaplık, dostluk etmiş arkadaşı olan Kazangap’ın cenaze törenini anlatır bize. Ve bu cenaze töreninde geçmişte Kazangap’la ve milletiyle yaşamış olduğu, milletinin yaşamış olduğu sorunları, problemleri bir güne sığdırır Cengiz Aytmatov. Bu yönüyle kimi okurlar tarafından sıkıcı bulunmuş ama gerçekten kitabın özündeki o mükemmelliği idrak ettikten sonra bence bütün listelerde üst sıralarda yer almış bir kitaptır. Ben de okumanızı öneriyorum arkadaşlar. Uzun gibi görünebilir ama eminim ki sürükleyecektir sizi.

HAKAN: Okumadım ve ilgimi çeken, henüz Cengiz Aytmtovve okuma listelerim içerisine girmedi ama merakla girmesini beklediğim isimlerden biri. Bir de Beyaz Gemi’ydi galiba, onun da güzel bir kitap olduğunu duyumsamıştım. Hatta Karavandaki Kütüphane’de o da belki yer alabilir. Önemli bir eser. Karavandaki Kütüphane’nin, kanalın kapağını oluşturan bir kitap var. Bu kitap, bence edebiyat tarihinin en iyi girişlerinden birini oluşturuyor. Şöyle başlıyordu; ”Zamanların en iyisi, zamanların en kötüsüydü. Hem akıl çağıydı hem aptallık.” Kalanını kanalın kapağından okuyabilirsiniz ama en nihayetinde İki Şehrin Hikayesi’ni, Londra ve Paris’te geçen bir olay örgüsünü okumanızı öneriyorum çünkü Charles Dickens’ın en büyük özelliklerinden biri ne biliyor musun? Bence şöyle bir örümcek ağı gibi hikayede birçok nokta oluşturuyor. Bunlar birbirinden bağımsız gibi gözüküyorlar ama en nihayetinde bu yazarlık dahiliğiyle diyebileceğim şekilde: bu birbirinden bağımsız olan noktaları en sonunda öyle bir bağlıyor ki biz okur olarak gerçekten şok oluyoruz ve hayranlık duymaktan kendimizi alamıyoruz. Bu yüzden İki Şehrin Hikayesi, Fransız ihtilalini de yakından tanıyabilmek adına -çünkü o dönemde geçer- Paris oldukça karışık bir dönem yaşamaktadır, Londra ona kıyasla daha sakin bir ortamdır ve burada gidip gelen insanların hikayesini anlatıyor. Yanlış hatırlamıyorsam bir ailenin hikayesini anlatıyordu. Bence güzel bir öneri.

EREN: Çok dikkat çekici ama gerçekten. Zaten tarihi romanlar gerçekten dikkat çekiyor. Ve güzel bir edebiyatla sunulduysa eğer, estetikle sunulduysa çok dikkat çekici kitaplar oluyor. İzleyicilerimiz, okuyucularımız da bence keyif alacaklardır. Benim diğer kitabım, Orhan Pamuk’un Masumiyet Müzesi kitabı arkadaşlar. Genel olarak bakıldığında bir zengin kız, fakir oğlan kitabı da denebilir ama tabii ki Orhan Pamuk burada post-modern edebiyatın son derece güzel örneklerinden bir tanesini vermiştir. Bir aşk vardır, bir… Gerçi bunu söylersek belki ipucu vermiş oluruz. Çok da fazla…

HAKAN: Spoiler veriyoruz diye çok kızacaklar.

EREN: Yazıyorlar sonra. Çok da fazla girmek istemiyorum ama şunu söyleyeceğim arkadaşlar: okuyup okuyabileceğiniz en güzel kitaplardan bir tanesi olacaktır. Bundan emin olabilirsiniz. Ve bununla beraber İstanbul Çukurcuma’da Masumiyet Müzesi gerçekten vardır. Yani, Orhan Pamuk’un bizzat kendisinin açtığı Masumiyet Müzesi vardır. Kitabı okuduktan sonra oraya gitmenizi de ben şiddetle öneriyorum sizlere.

HAKAN: Modern-güncel edebiyata geçtin ve tarihi romanlardan az önce bahsettin. Murat Gülsoy’un Gölgeler ve Hayaller Şehrinde İstanbul’da, Tanzimat Dönemi’nde geçen bir hikaye. Bizim tanıdık olduğumuz, çok da fazla bilinmeyen Türkiye’de, Beşir Fuat burada olay örgüsünde önemli bir yer tutuyor. Bizzat kendisi galiba gözükmüyordu ama onun hatıralarını ve izini takip eden bir karakterimiz vardı. (Çok fazla bahsetmeyeceğim) Modern edebiyat adına okunabilecek değerli isimlerden biri Murat Gülsoy. Gölgeler ve Hayaller Şehrinde’yi bu yönde öneriyorum.

EREN: Teşekkür ederiz. Benim bir diğer kitabım, yine her birimizin bilmiş olduğu Jostein Gaarder’ın Sofi’nin Dünyası kitabı. Peki, bu kitabı neden önerdim ben? Bu kitap aslında bir kurgu. Yani, şöyle bir konusu var… Aslında bir baba doğum günü hediyesi olarak kızına felsefî bir eser örüntülüyor ve bunun üzerine ortaya harika bir yapı çıkıyor. Neden öneriyorum bu kitabı? Bu kitap çünkü bazı yerlerde okumuştum, bazı bloklarda. Şey diyor; onbeş yaş üstü gençlerin -ve tabii ki on beş yaş üstü derken hepimizi kapsıyor. Yani felsefeye ilgi duyan bütün bireylerin mutlaka temas etmesi gereken bir kitap. Nedir? Felsefenin tarihine derinlemesine mi giriyor? Hayır, yüzeysel olarak giriyor. Giriş için kesinlikle iyi bir kapı olabilir. Bu yüzden ben şiddetle tavsiye ediyorum okuyucularımıza. Keyifle okuyacaklardır, eminim.

HAKAN: Gelecek dönemde, ilerleyen dönemlerde Edebiyat’ın haricinde Felsefeye de giriş yapacağız. İzleyicilerimizin, özellikle Felsefeye ilgi duyan ama birazcık çekinen kimselerin ilgisini çekebilecek şekilde Felsefe içerikleri de üreteceğiz, bunu da söyleyebiliriz. Birçok yapacağımız şeyin yanında bu da olacak. Şimdi tanıtacağım kitap çok ilginç bir kitap. Şu yönden ilginç bir kitap: Karavandaki Adam’ın ilk blok olduğu dönemlerde bir dergi işine bulaşmıştık ve her dergi gibi ölmüştü çünkü dijital bir dergiydi. Orada, ilk kısımda, herhalde tüm Oblamov’ları bir araya toplamamdandır diyebileceğim ki: dergi başarısız olmuştu. Peki bu Oblamovluk nedir? Bir kitaptır ve hatta böyle bir tabir de geçmiş: Oblamovluk. Şu anlama geliyor: Oblamov, romanda karşımıza çıkan bir karakter. Çok üşengeç. Yani tüm gününü yatarak, uyuyarak, hiçbir şey yapmayarak… Yerden, yatağından bir şey almaya üşenen bir karakter olarak çıkar karşımıza ama Oblamov aslında göründüğü kadar feci bir adam değildir; yaratıcıdır, üreticidir. Ama tüm bunları yapmaktan, yani yaşamını daha iyi bir konuma sokabilecek şeyleri yapmaktan acizlik duyar. Ve en nihayetinde bir kadın hayatına girer Olga diye. Aşk, Oblamov’un üzerinde çok ciddi bir değişime sebebiyet verir ve bakalım bizim üşengeç oğlumuz Oblamov’un başına neler gelir? Daha fazlasını söylemek istemiyorum çünkü sevginin, aşkın birey üzerindeki değişimi ve etkilerine çok güzel atıfta bulunan bir kitap. Oblamov’u mutlaka öneriyorum.

EREN: Oldukça ilgi uyandırıcı oldu bence. Evet, bende yine bir Türk yazar var. İhsan Oktay Anar, Puslu Kıtalar Atlası. Mutlaka adını duymuşsunuzdur, biliyorsunuzdur İhsan Oktay Anar’ın bu kitabını. Bu kitap, tarihi bir kitap. Yani öyle ki İhsan Oktay Anar, bu kitabı yazdığında seyirciye şöyle bir izlenim geçer: Sanki gerçekten Osmanlı’nın o yavaş yavaş güç kaybettiği dönemlerde Galata’nın sokaklarında yürüyoruz biz. Gerçekten böyle bir hissiyata kapılır insan. Tarihi bir roman olmakla beraber son derece inter disipliner diyorlar ya (diğer sisiplinlerle de ilişkisi yakından aslında) -Yani tıpla ilişkisi var, felsefeyle ilişkisi var ki zaten felsefi bir örüntü üzerine kurulmuş bir kitap. Ben okuyucularımızın… Belki şu söylenebilir: ileri seviye okuyucularımızın…

HAKAN: Birazcık korkutucu mu gözüküyor?

EREN: Korkutucu olabilir çünkü İhsan Oktay Anar’ın kitapları gerçekten sağlam kafayla, berrak kafayla okunması gereken kitaplar. Bu da onlardan bir tanesi. Ben okuyucularımızın keyif alacağını düşünüyorum.

HAKAN: Birazcık sabırlı, inatçı olmak lazım.

EREN: Kesinlikle öyle.

HAKAN: Montaigne, Denemeler. Lisede çok duyduk bu lafı: ”İlk denemeyi Montaigne yazmıştır.” Ezberimizde de kolay kalıyordu çünkü türe ismini veren kitabın ismi de aynı isim. Montaigne, benim de ilk dönemlerimde çok -özellikle lise sondayken. Okuma alışkanlığı kazandığım bir dönemdi- benim zihnimin karanlık yerlerine ışık tutan bir eserdi. Hatta şöyle demiştim: Büyük umutlar kalbimde kuraklaşmış yerlere yağmur olurken, Montaigne de zihnimin karanlık köşelerine ışık olmuştu.

EREN: Ne romantik bir delikanlıymışsın yalnız.

HAKAN: Teşekkür ederim. Sağ ol.

EREN: Hala öylesin gerçi.

HAKAN: Sağ ol. Siz de efendim, bilmukabele

EREN: Estağfurullah, teşekkür ederiz.

HAKAN: Montaigne, denemeler. 1500’lü yıllarda yazılmış ve işin çok ilginç tarafı şu: Montaigne’in dili… Ve çevirmeni de vurgulamamız gerekiyor. Sabahattin Eyüpoğlu, çok… fevkalade bir çevirmen. Eserlerdeki çeviri olayı çok ciddi bir olay. Burada ufak bir parantez açayım: çeviri olayı çok dikkat edilmesi gereken bir olay. Karavandaki Adam’da bununla ilgili yazılar bulabilirsiniz. Hatta bu yazıların linkini ben hemen aşağıya, açıklama kısmına da koyacağım. Montaigne, gündelik hayata dair veya yaşam içerisinde yer alan olgulara dair o kadar temiz, o kadar güzel bir dille güzel şeyler söyler ki bizler onu sanki bugün yazılmış gibi hissederiz ve her yaşımızda Montaigne’den okuduklarımızı başka bir boyutta değerlendirebiliriz. Yani her yaşa hitap edebilecek bir Montaigne çıkar karşımıza. Böyle bir zenginliğini barındırır.

EREN: Muhakkak. Benim diğer kitabım: Irvin Yalom’un Nietzsche Ağladığında kitabı. Nietzsche Ağladığında kitabındaki karakterler şöyledir: bizim Nietzsche o zamanlar tanınmayan, kitapları henüz satmayan bir filozof, Doktor Breuer dediğimiz karakter son derece tespit dehasıo olan bir karakter, Shalom denilen bir kadın karakterimiz var ki erkeklerin başını döndüren bir karakter ve bununla beraber doktor Breuer’in ufak bir de arkadaşı vardır. O da Sigmond Froyd’dur.

HAKAN: Birçok tarihsel figür var içerisinde.

EREN: Aynen öyle. Burada Avrupa’nın çıkmazı, Avrupa’nın durumları Nietzsche’yi gerçekten histerik bir karakter haline getirmiştir ve Shalom’un isteğiyle Nietzsch, Doktor Breuer ile…

HAKAN: sağlıık sorunları yaşıyordu hatırladığım kadarıyla.

EREN: Aynen öyle.

HAKAN: Gerçek hayatta da bu tür sorunları olduğunu biliyorum. Çok ciddi sıkıntıları varmış. Hatta çok üzücü anlamda feci bir ölüme de sahip. Evet, bu kitaptaki Nietzsche örüntüsü gerçek yaşam örüntüsünden çok farklı değil gerçekten. Ben keyif alarak okumuştum. Doktor Breuer’in tespitleri yerli yerindeydi, Nietzsche’nin o melankolik tavrı vardır ya…

HAKAN: Peki, magazinsel bir formda mı Nietzsche’yi ele alıyor yoksa felsefesine dokunuyor mu?

EREN: Felsefesine kesinlikle dokunuyor. Bu manada gerçekten okumaya değer bir kitap diyebilirim.

HAKAN: Benim son önerime geldik. Sende de sıra sonra geliyor. Bu arada kitabımın kapağını kırıştırdığını fark ettim. Lütfen benden ödünç aldığın kitaplara bunu yapma.

EREN: Evet ama gerçekten elimde olmayan sebeplerden dolayı

HAKAN: Gösterir misin kameraya, rica edersem?

EREN: Arkadaşlar, bunu gerçekten ben de hiç istemedim ama…

HAKAN: Şu an yayında olduğumuz için çok bir şey yapmak, söylemek istemiyorum. Neyse. Saf ve Düşünceli Romancı. Şaka yapıyorum. Saf ve Düşünceli Romancı, şu yönden önemli bir kitap: ikinci Orhan Pamuk kitabı oluyor ama bunu bir kurgu değil. Montaigne ile beraber biraz kurgunun dışarısına çıktım. Saf ve Düşünceli Romancı, bize Orhan Pamuk’un yazım süreci ve okuma, okuyucu süreci açısından pencerelerini sunuyor. Burada saf okuyucu, kurgu olduğunun farkına varmadan romanı okuyan ve akışın içerisine giren, okuma süreci boyunca olan şeylerin gerçekçiliğini, kurguluğunu sorgulamayan ve akışın içerisinde devam eden bir yapıya bürünüyor. Düşünceli okuyucuysa okuma süreci içerisinde, evet, akışa kapılıyor ama en nihayetinde bunun bir kurgu olduğunu ve kurgu dinamiklerini sorgulayabilen bir yapıda bir okuyucu olduğunu söylüyor. Birçok şey var. Özellikle; roman yazma, öykü yazma gibi ilgileri olan kimseler için Saf ve Düşünceli Romancı bence iyi bir öneri olacaktır.

EREN: Çok teşekkür ederiz. Evet arkadaşlar, benim diğer ve son eserim: Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar Kitabı. Ben az önceki konu için de senden tekrardan özür dilerim. Mahcubiyetimi de dile getireyim. Hakan kitapları konusunda son derece titiz bir adamdır arkadaşlar ve ben…

HAKAN: Öyleydim.

EREN: Evet, bu konuda kendisinden özür diliyorum tekrardan. İstemeden oldu. Arkadaşlar, Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar kitabı neden benim için çok kıymetlidir? Herkes de bilir, gerçekten yeri çok ayrıdır bende, başucu kitaplarımdan bir tanesidir çünkü ben hep şunu söylerim: Oğuz Atay’ın 1970’li yıllarda yapmış olduğu bir espri, bugün 2019’da güldürebilen bir espridir. Bu muazzam bir dehadır, muazzam bir zekadır. Dehanın ürünüdür bu kitap aslında, Tutunamayanlar. Oğuz Atay, Tutunamayanlar’da gerçekten çok güzel konularla ironi yapmıştır, çok güzel dalga geçmiştir. Kesinlikle, yani burjuvazimle dalga geçmiştir.

HAKAN: Kendi mizah anlayışı var benim hatırladığım kadarıyla okuduğumdan.

EREN: Muazzam bir mizah anlayışı var ve tabii ki sadece mizahıyla da ünlü değil kitap. Son derece trajik yerleri var, son derece insanın kalbine, ruhuna dokunan yerleri var ve Oğuz Atay’daki en önemli nokta nedir biliyor musunuz? Bir düşünce vardır aklınızda, canınızı sıkan bir olay vardır, onu bir türlü dile getiremezsiniz. Oğuz Atay’ın şu kitabını açarsınız, bir cümleye denk gelirsiniz ve işte tam olarak hissettiğiniz şeyi Oğuz Atay bundan 40-45 yıl önce zaten söylemiştir.

HAKAN: Sence çok popülerizmin ürünü olmadı mı?

EREN: O kadar güzel bir konuya temas ettin ki Hakan. Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar kitabı konusunda ben, inan çok ciddi anlamda ürktüm çünkü biliyorsun, bizim Türk edebiyatımızda bazı kitaplar -şimdi isim vermek istemiyorum ama- popüler kültürün kurbanı oldular ve insanlar neredeyse bu kitabın içeriğindeki mükemmelliği koflaştırdılar.

HAKAN: Bayatlaştırmaya başladılar.

EREN: Aynen öyle. Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar kitabı da -okurlar, izleyiciler hatırlayacaklardır- bir ara Olric ile beraber sosyal medyanın diline düşmüştü.

HAKAN: Ne günlerdi.

EREN: Kesinlikle. Yazmadığı yazılar Oğuz Atay’a atfediliyordu vesaire ama bu konuda -zannediyorum kitap biraz hacimli olduğu için- Oğuz Atay ve Tutunamayanlar yırttı kelimenin tam anlamıyla.

HAKAN: Yani o biraz zor gelmiştir şimdi hacimliyse.

EREN: Evet, ama bence Türk edebiyatındaki yerini sonsuza kadar koruyacak kitaplardan bir tanesidir diyebilirim ben.

HAKAN: Evet, Karavandaki Adam Ailesi olarak sizlere toplamda yirmi tane kitap önerisinde bulunduk. Eğer bu kitaplar arasından Karavandaki Kütüphane’de tanıtılması gerektiğini düşündüğünüz eserler varsa bize yorum olarak yazabilirsiniz. Bizler de bunları ele almaya çalışırız. Bir sonraki Karavandaki Kütüphane videolarında yer vermeye çalışırız. Tahmin ediyorum ki başka kitap önerilerinde de bulunacağız. O zamana dek, görüşünceye dek hoşça kalın.

EREN: Kendinize çok iyi bakın.

[MÜZİK]

HAKAN: Yani keyifli bir video oldu ya bence güzeldi.

[Alıntı: F. Scott Fitzgerald, Muhteşem Gatsby] EREN: Yüzünüz tanıdık geliyor, savaş sırasında birinci tümende değil miydiniz?

HAKAN: Ya! Evet, 28. Piyade Taburu’ndaydım.

EREN: Ben de 1918 Haziran ayına değin 16. Piyade Taburu’ndaydım.

Sizi bir yerlerde gördüğümü biliyordum.

HAKAN: Doğrusu, sizi tam olarak anımsayabildiğimi söyleyemeyeceğim.

Hakan

Beyaz Geceler, Dostoyevski (Can Yayınları, Çev: Sabri Gürses) Dorian Gray’in Portresi, Oscar Wilde (Can Yayınları, Çev: Nihal Yeğinobalı) Bozkırkurdu, Hermann Hesse (Yapı Kredi Yayınları, Çev: Kamuran Şipal) Uğultulu Tepeler, Emily Brontë (Can Yayınları, Çev: Nihal Yeğinobalı) Ses ve Öfke, William Faulkner (Yapı Kredi Yayınları, Çev: Rasih Güran) İki Şehrin Hikayesi, Charles Dickens (Can Yayınları, Çev: Nihal Yeğinobalı) Oblomov, İvan Gonçarov (İş Bankası Kültür Yayınları, Çev: Sabahattin Eyüboğlu, Erol Güney) Denemeler, Montaigne (İş Bankası Kültür Yayınları, Çev: Sabahattin Eyüboğlu) Saf ve Düşünceli Romancı, Orhan Pamuk (Yapı Kredi Yayınları)

Eren

Gölgesizler, Hasan Ali Toptaş (Everest Yayınları) Sineklerin Tanrısı, William Golding (İş Bankası Kültür Yayınları, Çev: Mina Urgan) Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Ahmet Hamdi Tanpınar (Dergah Yayınları) Yeraltından Notlar, Dostoyevski (İş Bankası Kültür Yayınları, Çev: Nihal Yalaza Taluy) Gün Olur Asra Bedel, Cengiz Aytmatov (Ötüken Neşriat) Masumiyet Müzesi, Orhan Pamuk (Yapı Kredi Yayınları) Sofie’nin Dünyası, Jostein Gaarder (Pan Yayıncılık, Çev: Sabir Yücesoy) Puslu Kıtalar Atlası, İhsan Oktay Anar (İletişim Yayınları) Nietzsche Ağladığında, Irvin D. Yalom (Ayrıntı Yayınları, Çev: Aysun Babacan) Tutunamayanlar, Oğuz Atay (İletişim Yayınları)

You Might Also Like...

No Comments

    Leave a Reply