Kitap Önerileri: Yalnızlık

“Yalnızım. Evet, herkes yalnızdır. Yalnızız. Bunun geçen asırdaki edebiyatı çok zengin. Hatta unutulmuş bir temadır artık. Fakat unutulması halledildiğini göstermez. Bütün ihtilâflarımızda yalnızlıklarımız çarpışıyor. Hattâ kendi kendimizle mücadelelerimizde bile kendilerimiz – Çünkü bak, iki “kendi” var içimizde – birbirine karşı yalnızdır.”

Geçen seferki Kitap Önerileri videosunda aşkı ele almıştık. Edebiyat tarihi içerisinde aşka dair yazılmış en iyi romanlardan bir seçki oluşturmuştuk. Bu seferse yalnızlığa dair en iyi eserlerden bir seçki oluşturacağız. Sizce edebiyat yalnızca mutsuzluğun ürünü müdür yoksa mutluluk da edebiyata sebebiyet verebilir mi? Yalnızlık her zaman anlatıldığı gibi kötü bir şey midir, yoksa bazen gerçek anlamda güzel bir şey olabilir mi? Bu soruların cevaplarını elbette eserler verebilir. Bizler de hangi eserler verebilir, onun üzerinde duracağız. Az önce içerisinden pasaj okuduğum kitap

Peyami Safa’nın “Yalnızız” adlı romanıydı. “Yalnızız”, bireyin içerisinde bulunduğu yalnızlık kaousunun sancılarını geçirebilmek için değil de, en azından kaosu anlamlandırabilmek, zihnimizde düzenli bir konuma koyabilmek için gerekli olan kelimeleri, cümleleri içerisinde barındıran bir roman. Usta bir kalemden çıkan bir başyapıt. Yalnızlığın ele alındığı, ismiyle bile belki de içimize bir sükunet çöktüren bir eser. Okurken belki çok keyif almayacaksınız zira anlattığı konu çok keyifli değil. Ama okuma tecrübesini yaşadığınız için fevkalade mesut olacağınız bir eser.

Bazen bir eser okunurken ya da okuduktan sonra insanın yüzüne vurulan sert bir tokat etkisi yaratır. Huzurunuz kaçar, canınız acır ve neye uğradığınızı şaşırırsınız. İşte listemizin 2. kitabı “Kör Baykuş” bu yönde bir kitap. Yalnızlığın korkunç tablosu karşısında sizi esir eden bir roman. Yalnızlığı böylesine derin bir şekilde, böylesine huzursuz bir şekilde, acı dolu bir şekilde anlatabilen başka bir kitap olmuş mudur bilmiyorum ama bu listenin yalnızlığın acı oldu tarafını anlatabilmek adına 1. sırasında “Kör Baykuş” duruyor. Sadık Hidayet’in yazdığı bir başyapıt.

Dar manada etrafındaki insanlara, daha geniş bir anlamdaysa toplumuna karşı tümüyle yabancı düşmüş, kendini onlardan biri gibi hissetmeyen bir birey. Daha doğrusu kendi ifadesiyle yerini ve yurdunu kaybetmiş bir bozkırkurdunun anlatısıdır Bozkırkurdu kitabı. Belki sonuyla okurların gözünde birazcık anlaşılmaz ve son kısmıyla da zor bir kitap olarak atfedilebilir ama bana göre anlatısı oldukça anlaşılabilir. Yer yer belki karmaşıklaşsa da, bunun okumayı zorlaştıran bir etmen olarak değil de, okuma keyfini derinleştiren bir etmen olarak varsayılabileceği bir eser. Bu listede de kendine yer ediniyor.

Hasta bir adamın, belki de hasta bir adamın değil de yalancı bir adamın, hatta belki de yalancı bir adamın değil de yalnızca yalnız bir adamın hikayesini anlatır Yeraltından Notlar. Dostoyevski’nin yazarlık yaşamında çok önemli bir noktayı oluşturur Yeraltından Notlar çünkü Yeraltından Notlar’la beraber Dostoyevski bizim gerçek anlamda bildiğimiz -Hangi bildiğimiz?- insan ruhunun daha önce hiç bakılmamış derinliklerine mercek tutan Dostoyevski’yle karşılaşırız. Yeraltından Notlar hem bu kırılma anını görebilmek adına önemlidir, hem de yalnızlığın hasta bir adamda nasıl tesir kurabildiğine dair insan ruhunun içerisinde bulunduğu çelişkileri ve bu çelişkilerle beraber yaşamının ne tür reaksiyonlara girdiğinin güzel bir göstergesi. Yakın zamanda şahsıma sorulan

“Issız bir adaya düşseydiniz yanınıza alacağınız 3 kitap nedir?” sorusuna verdiğim cevaplardan hiçbiri kitaplar değildi. Ama bunu daha iyi anlayabilmek için daha doğrusu neden kitaplar cevabını vermediğimi daha iyi anlayabilmek için bir kitap önerim var: Robinson Crusoe. Bu eseri yanılmıyorsam hepimiz duymuşuzdur özellikle çocukluğumuzda. Hatta daha da ötesinde Robinson Crusoe artık bir mite dönüşmüş bir karakterdir. Hepimiz onun bir ıssız adaya düştüğünü biliriz ama ıssız adada başından neler geçtiğini, ne serüvenler yaşadığını bilmeyiz. Belki de küçük yaşlarda okumuşuzdur ama kötü bir çeviriyle belki yarım yamalak bir odakla okumuşuzdur. Haliyle bir de küçük yaşlarda okuduğumuz için hatırımızda neredeyse hiçbir şey kalmamıştır.

Yanılmıyorsam bir sinema uyarlaması da vardı ama oldukça başarısızdı. Yalnızca kitabı ele alırsak kitap fevkalade o insanın yaşamda kalabilme, daha da ötesi herkesin kendi yaşantısını kurup bir düzen kurabilme belki de insanın o kontrol etme-otorite kurma sevdasını anlatan güzel bir eser. Robinson Crusoe’un ıssız bir adaya düşmesi ve bununla beraber orada kendi yaşamını, kendi yaşantısını kurması; sonra karşılaştığı bazı ilginç olayları anlatıyor. Birçoğumuzun en azından ismini bildiği karakterin hikayesini de bilmemize gerek var diye düşünüyorum.

Yalnızlığın başka bir türünü yani fiziksel bir türünü anlattığı için bu listedeki yerini edindi. Aynı şekilde ismi ve zihnimizde yarattığı imgeyle bildiğimiz bir karakter Frankestein. Oysaki kendisinin çok dikkat çekici bir hikayesi var. Biz onu sinema uyarlamalarında gördük ve günlük dil kullanımımızda bir örnek vermemiz gerekirken bir benzetme yolu olarak kullandık. Oysaki kendisinin hikayesinde bir yandan yalnızlık teması işlenirken, bir yandan da modernizme getirilen önemli eleştiriler var. Çok fazla kalın bir kitap değil, okuması oldukça akıcı, keyifli -yazıldığı dönem itibariyle yani onun aksine-. Mutlaka bakmanız gereken, yalnızlığın – belki fiziksel veya zihni olarak farklı olmanın doğurduğu bir yalnızlığın- ele alındığı güzel bir eser.

Her zaman en iyisini yapamıyor olsak bile, özgün olanı, farklı olanı yapmanın peşindeyiz. Bu yönde bizim ayağımızı basmamızı sağlayan en önemli direklerden biri: Karavandaki Kütüphane. Uzun bir süre Karavandaki Kütüphane yapmamıştık. O boşluktan sonra geri dönüş bölümü olarak Georges Perec’in Uyuyan Adam’ını ele almıştık. Uyuyan Adam videosu çok farklı bir yönde inceleme olmuştu çünkü eser de öyle bir eserdi. Anlatım 2. tekil şahıs üzerinden gidiyor ve siz okurken: “Ya yazar bana mı seslendi, ya da karakteri mi anlatıyor?” bu ikilemi yaşıyorsunuz. Ve bu ikilemi yaratırken kullandığı tema da yalnızlık. Sürekli olarak yalnızlık alt temadan işleniyor, işleniyor, kelimelerin arasına sızıyor ve suya karışan bir mürekkep gibi tüm suyun rengini değiştiriyor. Bu sırada “Acaba anlatıcı bana, benim yalnızlığımı mı yüzüme vuruyor, yoksa karakteri mi anlatıyor, onun yalnızlığından mı bahsediyor?” diye bir çelişkiye giriyorsunuz. Çok da güzel bir sinema uyarlaması vardır. Onu da izlemenizi öneririm. Farklı bir eser olması, belki Kör Baykuş kadar olmasa da yine yalnızlığı çok derin, yıpratıcı, sarsıcı bir şekilde ele alması bakımından okunması gereken eserlerden biri Uyuyan Adam.

Aslında Uyuyan Adam’a biraz benzeyen ama farklı olan bir eser: Bulantı. Sartre’ın felsefesinden önemli izler taşıyor ve anlattığı hikaye de bir tarihçinin bir şehirden başka bir şehre taşınırken o geçen birkaç haftasını ele alıyor. Karakteriniz şehri sık sık dolaşıyor ve sık sık dolaşırken gördüğü insanlardan bahsediyor, gördüklerini-gözlemlerini aktarıyor. Elbette bunun arkasında bir tema ve belli olay örgüleri de gerçekleşiyor. Bunların en temeliyse yalnızlık. Bulantı bana göre yalnızlığı ele alan eserler arasında en başarılı eserlerden biri. Şu ana kadar bahsettiğimiz eserlerde ele alınan yalnızlıklar genelde birbirinden farklı yönde yalnızlıklardı. İşte sözgelimi Kör Baykuş’taki yalnızlık belki bir aşktan doğan reddedilişin yarattığı yalnızlıkken, Uyuyan Adam’da toplumdan bilerek-isteyerek kendini yalıtmış bir karakterin yalnızlığı bahsediliyordu.

Ya da Robinson Crouse’da bir adaya düşmüş ve diğer insanlardan istemeyerek uzaklaşmış bir insanın yalnızlığı vardı. Tatar Çölü ise yine Robinson Crouse’a benzeyen, daha doğrusu bir çölün ortasında konumlanmış bir kalede olan bir grup askerin bekleyişini- anlamsız ya da anlamlı bir bekleyişini- anlatıyor ve yalnızlığın çok farklı bir türünü çok akıcı bir anlatımla bizlere sunuyor. Tatar Çölü daha önce listelerde yer verdiğimiz bir kitaptı ve benim de anlatımıyla, anlattığı konuyla işleyişi bakımından favori eserlerimden birini oluşturuyor.

“Gregor Samsa bir sabah bunaltıcı düşlerden uyandığında kendini yatağında dev bir böceğe dönüşmüş olarak buldu. Zırh gibi sertleşmiş sırtının üstünde yatmaktaydı ve başını biraz kaldırdığında bir kubbe gibi şişmiş, kahverengi, sertleşen kısımlarının oluşturduğu yay biçimli çizgilerle parsellere ayrılmış karnı görünüyordu.” “Gregor Samsa bir sabah bunaltıcı düşlerden uyandığında kendini yatağında dev bir böceğe dönüşmüş olarak buldu.” Bu cümleler edebiyat tarihinin en iyi giriş cümlelerinden biri. Düşünün ki, bir akşam ortada hiçbir şüphe yok, yatıyorsunuz, her şey olağan. Uyurken bunaltıcı düşler görüyorsunuz; biraz terliyorsunuz, yüzünüz buruşuyor vesaire. Sonra bir kalkıyorsunuz, yorgan böyle kocaman gövdeniz var üzerinden kaymak üzere. Bir bakıyorsunuz ki bir böceğe dönüşmüşsünüz. Yan odada aileniz var, birazdan işe gitmeniz gerekiyor, tren kaçacak. Eğer treni kaçırırsanız işe gitmekten de mahrum kalacaksınız, belki işten atılacaksınız. Daha fazla spoiler vermiyorum. Dönüşüm Franz Kafka’nın en önemli eserlerinden biri, efsanevi bir girişe sahip. Bu tür eserleri seslendirmeye çalışıyoruz az önce sizin de dinlediğiniz üzere. Dönüşüm, belki de fiziksel olarak Frankenstein’la birazcık benzerlik taşıyor ama Frankenstein’dan çok daha derin, daha güçlü bir şekilde ele alıyor bu yöndeki yalnızlığı. İsmini duyduğunuzu tahmin ediyorum Franz Kafka’nın. Eğer Dönüşüm’ünü okumadıysanız çok fazla şey kaybettiğinizi açıkça söylüyorum. Şimdi bu listede yer alan kitaplar yalnızlığı çok güçlü şekilde, başarılı şekilde ve farklı şekilde ele alan eserler. Ama bu bir YouTube videosu, bununla beraber liste de kısıtlı bir liste-sayısı kısıtlı-.  Ama yalnızlığı daha iyi ele alabilen eserler var mı? Elbette olabilir. Bunları nasıl keşfedeceğiz? Bu konuda sizin desteğinize ihtiyacım var. Lütfen yorumlarda sizce yalnızlığı en iyi hangi eser ele alıyor, bahsedin. Bu sayede hem ben, hem de seyirciler yeni keşiflerde bulunabilir. Benim verdiğim öneriler umarım okuma serüveninize bir renk, bir anlam, bir derinlik katabilir. Dileğim, umudum bu yönde. Bir sonraki videoda başka bir konu başlığını ele alacağız. Şu an için aklımda yok, onun için de bir öneride bulunabilirsiniz. Videoyu izlediğiniz için teşekkür ederim. Bir sonraki videoda görüşmek üzere, hoşça kalın.

Yalnızız
Kör Baykuş
Bozkırkurdu
Yeraltından Notlar
Robinson Crouse
Frankenstein
Uyuyan Adam
Bulantı
Tatar Çölü
Dönüşüm

No Comments

    Leave a Reply